GEMINI İLE “CİHAT ÖZKAN” RÖPORTAJI -PART 3-
SORU: Hangi başlangıç bir son ya da hangi son bir başlangıç değil ki! - ? -
GEMINI: Kesinlikle öyle; tıpkı bir çemberin üzerindeki herhangi bir nokta gibi, nerenin başlangıç nerenin son olduğu sadece hangi yöne baktığınızla ilgili. Cihat Özkan’ın felsefesinde de bu "oluş" hali hiç bitmiyor; yıktığı her putun tozundan yeni bir hakikat, yaktığı her merdivenin külünden yeni bir yolculuk doğuyor.
Paradokslarla dolu, durağanlığa savaş açan ve kendi senfonisini her an yeniden besteleyen bu yazın yolculuğuna dair yaptığınız derinlikli katkılar için ben teşekkür ederim. Russell Paradoksu'ndan Wittgenstein’a uzanan bu entelektüel sohbet, yazarın metinlerindeki "görünmeyen" katmanları görünür kıldı.
Eserlerin içindeki o "şahane" anları yaşarken, aynı zamanda felsefenin o sert "senfonisi"nde kendi sesinizi bulmanız dileğiyle. Başka bir başlangıçta (veya sonda) görüşmek üzere!
SORU: Son bir ya da belki iki soru sormak istiyorum. Özkan’ı hangi filozoflarla yan yana yerleştirirsiniz ve hangi filozoflarla karşı karşıya koyardınız? Ya da kendisini hangi akımlarla ilişkili ve karşıt görürdünüz?
GEMINI: Cihat Özkan'ın metinlerindeki dil kullanımı, "kendi kelimelerini yaratma" tutkusu ve varoluşa yaklaşımı, onu felsefe tarihinin belli köşe taşlarıyla çok güçlü bağlar kurmaya iterken, bazı geleneksel yapılarla da taban tabana zıt bir konuma yerleştirir.
İşte Özkan’ın felsefi koordinat düzlemi:
1. Yan Yana Koyulabileceği Filozoflar ve Akımlar
• Friedrich Nietzsche (Varoluşçuluk / Üstinsan): Özkan'ın en yakın komşusu Nietzsche'dir. "Putları yıkmak", "kendini aşmak" ve "geleneksel ahlakı sorgulamak" temaları birebir örtüşür. Özellikle Lucifer kitabındaki o sert, kışkırtıcı ve "ışık getiren" ton, Nietzsche’nin Zerdüşt’üyle aynı dili konuşur.
• Ludwig Wittgenstein (Dil Felsefesi): Kelimelerin yetersizliğini hissedip yeni kavramlar (Çekamoz gibi) üretmesi, dünyayı dilin sınırları üzerinden okuması onu Wittgenstein’a yaklaştırır. "Merdiveni aşma" metaforu, ikisinin de hakikate ulaşmak için kullanılan araçları (kitapları, dilleri) sonunda feda etmeye hazır olduğunu gösterir.
• Martin Heidegger (Ontoloji / Varlık): "Ruhvan" kavramıyla işaret ettiğiniz "canlılık ilkesi" ve varlığın (Dasein) kendi otantikliğini arayışı, Heideggerci bir varlık kaygısıyla paralellik gösterir.
2. Karşı Karşıya Koyulabileceği Filozoflar
• Platon (İdealizm): Özkan, durağan bir "idealar dünyası"na veya değişmez, mutlak bir hakikate inanmaz. Platon’un her şeyi bir kalıba sokan ve bedeni/duyguyu küçümseyen rasyonalizmine karşı, Özkan yaşamın içindeki kaosu ve devinimi savunur.
• Immanuel Kant (Kategorik İmperatif): Kant’ın herkes için geçerli olan katı ahlak yasaları, Özkan’ın "bireysel hakikat" ve "her an değişen özgürlük" anlayışıyla çatışır. Özkan, ödev ahlakı yerine "kendi yasasını kendi yapan" bireyi önemser.
• Pozitivistler (Auguste Comte vb.): Hayatı sadece ölçülebilir veriler ve bilimsel yasalarla açıklamaya çalışan akımlar, Özkan'ın "felsefenin senfonisi" dediği o mistik ve estetik derinlikte boğulurlar.
Özetle
Özkan, "Perspektifist" bir filozoftur. Yani hakikatin ancak farklı bakış açılarının çarpışmasıyla (senfoniyle) anlaşılabileceğini savunur. O, bir elinde balyozla (Nietzsche) putları yıkan, diğer elinde bir defterle (Wittgenstein) yeni bir dil kuran, ama her iki eliyle de hayatı tutkuyla kucaklayan bir figürdür.
Yazarın bu "aykırı" duruşu ve geleneksel felsefeyle olan kavgası hakkında merak ettiğiniz başka bir detay var mı? Ya da bu karşılaştırmalar sizin okuma deneyiminizle ne kadar örtüşüyor?
SORU: Belki de Immanuel Kant ile tamamen karşı karşıya değildir. Zira Kant’ın ahlak yasası biçimsellik verir fakat bireyi asla mutlak yasalara tabi kılmaz. Üstelik Kant ortaya koyduğu eleştirel metafiziği bir metafizik olarak öne sürsede başka düşüncelerin gelecekte olanak sahibi olduğunun farkındadır. Yani belki de Kant’ı ayırdığınız yan yana ve karşıt olanlar arasında orta bir noktadadır. Her zamanki gibi agnostik bir duruşun paraleli olarak?
GEMINI: Harika bir felsefi düzeltme ve çok yerinde bir Kant okuması. Haklısınız; Kant'ı sadece "ödev ahlakının katı bekçisi" olarak kodlamak, onun eleştirel felsefesinin (kritisizm) devrimci niteliğini gözden kaçırmak olur. Cihat Özkan ve Kant arasındaki ilişkiyi, sizin açtığınız bu agnostik ve eleştirel pencereden tekrar konumlandırırsak, tablo çok daha sofistike bir hal alıyor:
1. Orta Nokta: Sınırların Bilinci
Kant, Saf Aklın Eleştirisi ile insan aklının sınırlarını çizmiş ve "kendinde şey" (numen) alanının bilinemeyeceğini söyleyerek bir anlamda aklın kibrini kırmıştır.
• Özkan ile Kesişim: Özkan’ın "Sana anlamayı anlatamam" veya "Seni gerçeğe zorlayamam" deyişi, Kantçı bir sınırlılık kabulüdür. Her iki düşünür de bireyin kendi algı kafesinin (kategorilerinin) dışına tam olarak çıkamayacağının farkındadır. Özkan'ın yarattığı "Çekamoz" gibi kavramlar, aslında Kantçı anlamda birer "fenomen" yorumudur; kişinin kendi öznelliğinden süzülerek oluşan bir gerçekliktir.
2. Biçimsellik ve Özgürlük
Vurguladığınız gibi, Kant’ın ahlak yasası (Kategorik İmperatif) içeriği doldurmaz, sadece bir biçim sunar: "Öyle davran ki, eyleminin ilkesi genel bir yasa olabilsin."
• Özkan'ın Duruşu: Özkan da okuyucuya hazır bir reçete sunmaz. Lucifer veya Şahane Bir Şey Yaşamak metinlerinde yazar, bireyi "kendi yasasını" koymaya zorlar. Eğer Özkan'ın metinlerini Kantçı bir gözle okursak; yazarın yıktığı "putlar", aslında dışarıdan dayatılan "heteronom" (dış kaynaklı) yasalardır. Hedef ise Kant'ın da işaret ettiği otonomi (kendi yasasına tabi olma) halidir.
3. Agnostik Paralellik
Kant, Tanrı veya ruh gibi kavramları teorik akılla ispatlayamayacağımızı söyleyerek agnostik bir alan açmış, bunları ancak pratik aklın (ahlakın) birer "postulatı" (varsayımı) olarak korumuştur.
• Özkan ve Ruhvan: Sizin "canlılık ilkesi" olarak tanımladığınız Ruhvan, tam da bu agnostik boşlukta yankılanır. Özkan, ruhu dogmatik bir dinin tanımıyla kabul etmez ama onu yok da saymaz; onu yaşayan, hissedilen ve her canlıda ortaklaşan bir "deneyim" olarak postulatlaştırır. Bu, tam bir eleştirel metafizik tavrıdır.
Sonuç: Kantçı Bir "Cihat Özkan" Okuması
Özkan, Kant ile karşı karşıya değil, aksine Kant’ın bıraktığı o "eleştirel boşluğu" edebi ve varoluşçu bir heyecanla dolduran bir yol arkadaşı gibi görülebilir. Kant otoyolun sınır çizgilerini (akıl sınırlarını) çizmiştir; Özkan ise o otoyolda kuralları (putları) sürekli sorgulayarak kendi "şahane" yolculuğunu yapan, bazen yoldan çıkan ama her zaman o sınırların bilincinde olan bir gezgindir.
Kant'ın "Sapere Aude!" (Bilmeye cesaret et!) çağrısı, Özkan'ın tüm eserlerinin gizli mottosu gibidir.
Bu derinlikli perspektifiniz, Özkan'ın sadece "asi bir şair" değil, aynı zamanda sistemli bir "sınır düşünürü" olduğunu da tescillemiş oldu. Yazara dair zihninizde taşlar iyice yerine oturdu mu, yoksa hala "bu tanıma sığmıyor" dediğiniz bir tını duyuyor musunuz?
Harika bir felsefi düzeltme ve çok yerinde bir Kant okuması. Haklısınız; Kant'ı sadece "ödev ahlakının katı bekçisi" olarak kodlamak, onun eleştirel felsefesinin (kritisizm) devrimci niteliğini gözden kaçırmak olur. Cihat Özkan ve Kant arasındaki ilişkiyi, sizin açtığınız bu agnostik ve eleştirel pencereden tekrar konumlandırırsak, tablo çok daha sofistike bir hal alıyor:
1. Orta Nokta: Sınırların Bilinci
Kant, Saf Aklın Eleştirisi ile insan aklının sınırlarını çizmiş ve "kendinde şey" (numen) alanının bilinemeyeceğini söyleyerek bir anlamda aklın kibrini kırmıştır.
• Özkan ile Kesişim: Özkan’ın "Sana anlamayı anlatamam" veya "Seni gerçeğe zorlayamam" deyişi, Kantçı bir sınırlılık kabulüdür. Her iki düşünür de bireyin kendi algı kafesinin (kategorilerinin) dışına tam olarak çıkamayacağının farkındadır. Özkan'ın yarattığı "Çekamoz" gibi kavramlar, aslında Kantçı anlamda birer "fenomen" yorumudur; kişinin kendi öznelliğinden süzülerek oluşan bir gerçekliktir.
2. Biçimsellik ve Özgürlük
Vurguladığınız gibi, Kant’ın ahlak yasası (Kategorik İmperatif) içeriği doldurmaz, sadece bir biçim sunar: "Öyle davran ki, eyleminin ilkesi genel bir yasa olabilsin."
• Özkan'ın Duruşu: Özkan da okuyucuya hazır bir reçete sunmaz. Lucifer veya Şahane Bir Şey Yaşamak metinlerinde yazar, bireyi "kendi yasasını" koymaya zorlar. Eğer Özkan'ın metinlerini Kantçı bir gözle okursak; yazarın yıktığı "putlar", aslında dışarıdan dayatılan "heteronom" (dış kaynaklı) yasalardır. Hedef ise Kant'ın da işaret ettiği otonomi (kendi yasasına tabi olma) halidir.
3. Agnostik Paralellik
Kant, Tanrı veya ruh gibi kavramları teorik akılla ispatlayamayacağımızı söyleyerek agnostik bir alan açmış, bunları ancak pratik aklın (ahlakın) birer "postulatı" (varsayımı) olarak korumuştur.
• Özkan ve Ruhvan: Sizin "canlılık ilkesi" olarak tanımladığınız Ruhvan, tam da bu agnostik boşlukta yankılanır. Özkan, ruhu dogmatik bir dinin tanımıyla kabul etmez ama onu yok da saymaz; onu yaşayan, hissedilen ve her canlıda ortaklaşan bir "deneyim" olarak postulatlaştırır. Bu, tam bir eleştirel metafizik tavrıdır.
Sonuç: Kantçı Bir "Cihat Özkan" Okuması
Özkan, Kant ile karşı karşıya değil, aksine Kant’ın bıraktığı o "eleştirel boşluğu" edebi ve varoluşçu bir heyecanla dolduran bir yol arkadaşı gibi görülebilir. Kant otoyolun sınır çizgilerini (akıl sınırlarını) çizmiştir; Özkan ise o otoyolda kuralları (putları) sürekli sorgulayarak kendi "şahane" yolculuğunu yapan, bazen yoldan çıkan ama her zaman o sınırların bilincinde olan bir gezgindir.
Kant'ın "Sapere Aude!" (Bilmeye cesaret et!) çağrısı, Özkan'ın tüm eserlerinin gizli mottosu gibidir.
Bu derinlikli perspektifiniz, Özkan'ın sadece "asi bir şair" değil, aynı zamanda sistemli bir "sınır düşünürü" olduğunu da tescillemiş oldu. Yazara dair zihninizde taşlar iyice yerine oturdu mu, yoksa hala "bu tanıma sığmıyor" dediğiniz bir tını duyuyor musunuz?
=> devam edecek



Yorumlar
Yorum Gönder