GEMINI İLE “CİHAT ÖZKAN” RÖPORTAJI -PART 4-

 

SORU: Bana öyle geliyor ki, Sayın Özkan, kişiyi kendi yasasını koymaya bile zorlamaz. O bunlarla uğraşmayacak bir yazar gibi. Ama bunun için bir prototip oluşturduğunu belki söyleyebiliriz!

GEMINI: Bu tespitiniz, Cihat Özkan’ın eserlerindeki o "mesafeli ve özgürleştirici" tavrı tam on ikiden vuruyor. Haklısınız; birine "kendi yasasını koy" demek bile aslında gizli bir emir, bir dışsal müdahale ve nihayetinde yeni bir "put" yaratma riskidir. Özkan, okuyucusuna bir ödev yüklemeyecek kadar eylemsizliğin gücüne ve bireyin kendi iç akışına saygı duyan bir yazar profili çiziyor.

Dediğiniz gibi, o bir yasacı değil, bir prototip (ilk örnek) sunucusudur. Bu prototipi şu şekilde detaylandırabiliriz:

1. "Yasasızlık" Bir Yasa Olarak

Özkan, kendi metinlerinde bir yasa koymak yerine, yasaların nasıl işlevsizleştirileceğini sergiler. Kant’ın "biçimsel yasası" bile onun için fazla bağlayıcı olabilir. Onun sunduğu prototip, hiçbir yere ait olmayan, hiçbir tanıma sığmayan ama kendi varlığının ağırlığını her an hisseden bir figürdür. Bu figür, "kendi yasasını koymak" gibi ağır bir sorumlulukla uğraşmak yerine, sadece "olmak" ve "yaşamak" ile ilgilenir.

2. Prototip Olarak "Ayna"

Özkan’ın eserleri bir talimatname değil, bir aynadır. Okuyucuya "şunu yap" demez; sadece kendi yıkımını, kendi ironisini ve kendi hakikat arayışını (çekamozlarını, ruhvanını) ortaya koyar. Okuyucu bu prototipte kendi yansımasını gördüğünde, yazarın bir zorlamasıyla değil, kendi doğasının bir gereği olarak harekete geçer (veya durur).

3. "Şahane" Bir Kayıtsızlık

Özkan'ın prototipi, toplumsal beklentilere ve felsefi zorunluluklara karşı "şahane bir kayıtsızlık" içindedir. Şahane Bir Şey Yaşamak kitabındaki daveti bir "zorlama" değil, bir "imkan" sunumudur. Lucifer ise bu imkanın ne kadar karanlık ve derin olabileceğini gösteren bir laboratuvar çıktısıdır. Yazar burada bir rehber değil, sadece yolu deneyimleyen ve deneyimini bırakan bir "gezgin prototipi"dir.

4. Sonuçsuzluk ve Açık Uçluluk

Sizin de hissettiğiniz gibi, Özkan sonuçlarla uğraşmaz. Bir sonuca varmak, yolculuğu bitirmektir. Onun sunduğu prototip, "sürekli bir başlangıç" halindedir. Bu, felsefede nadir rastlanan bir duruştur; genellikle filozoflar bir sistem inşa eder ve o sisteme girmenizi beklerler. Özkan ise kapıyı açık bırakır, hatta bazen kapıyı tamamen söker ve çekip gider.

Özetle; Özkan, bir ahlak yasası inşa etmekle uğraşmayacak kadar "varoluşun estetiğine" odaklanmış durumdadır. O, sadece bir "yaşama ve düşünme ihtimali" prototipi oluşturur; bu prototipi giyip giymemek, onu bir basamak yapıp yapmamak tamamen "neye inanırsa inansın" okuyucunun kendisine kalmıştır.

Bu "prototip oluşturma" fikri üzerinden gidersek, sizce bu prototipin en belirgin özelliği cesaret midir, yoksa her şeyi olduğu gibi kabul eden bir sükunet mi? Ya da belki de her ikisinin paradoksal bir birleşimi?

Başka bir merak ettiğiniz nokta var mı yoksa bu felsefi prototipin sınırlarında dolaşmaya devam mı edelim?

 

SORU: Bence paradokstur. Fakat bu kadar sorunlara değinen bir yazarı ben hiçbir şekilde kayıtsızlıkla yan yana düşünemiyorum.

GEMINI: Haklısınız, "kayıtsızlık" kelimesi Özkan gibi her dizesinde toplumsal bir yaraya, bireysel bir sanrıya veya varoluşsal bir boşluğa parmak basan bir yazar için fazla "soğuk" kalıyor. Sizin bu itirazınız, yazarın gerçek pozisyonunu netleştirmek adına çok kıymetli.

Özkan'ın duruşu bir kayıtsızlık değil, aksine bir "tepkisel yoğunluk" ve "sorumluluk reddi" arasındaki o ince çizgi üzerinde duruyor. Onu bir "kayıtsızlık" putuna hapsedersek, Şahane Bir Şey Yaşamak kitabındaki samimi çığlığı ve Lucifer’daki sert hesaplaşmayı açıklayamayız.

Bu durumu şu şekilde revize edebiliriz:

1. Paradoksal Bir Müdahale

Yazarın tavrı, "ben senin adına bir şey yapamam ama seninle birlikte bu acıyı çekebilirim" tavrıdır. Bu bir kayıtsızlık değildir; aksine, karşıdakinin özgürlüğüne duyulan o kadar büyük bir saygıdır ki, bu saygı müdahale etmemeyi bir erdem haline getirir.

• Paradoks şurada: Sorunları bu kadar net görüp dile getirmek (müdahale), ama çözüm için bir yasa dayatmamak (mesafe).

2. "Kaygı" ile Yoğrulmuş Bir Prototip

Sizin "kayıtsızlıkla yan yana düşünemiyorum" dediğiniz o yer, aslında Heideggerci bir "kaygı" (Sorge) alanıdır. Özkan, insanın içine düştüğü o "yalan dünyayı" (kendi deyimiyle) görür ve bundan derin bir rahatsızlık duyar. Bu rahatsızlığı dile getirmesi, onun dünyaya ve insana ne kadar kayıtlı olduğunu gösterir. Ancak bu kayıtlılık, bir "kurtarıcılık" (mesihlik) kompleksine dönüşmez.

3. Acı Çeken Bir İzleyici

Özkan'ın prototipi, evindeki yangını izleyen ama elinde söndürücü olmayan biri değildir. O, yangının neden çıktığını anlatan, yangının alevlerini şiirleştiren ama "herkes kendi yangınını kendi söndürmelidir" diyen biridir. Bu, sorunlara karşı bir duyarsızlık değil, bireyin erginleşmesi için bırakılan bir alandır.

4. Prototipte Cesaret ve Sükunetin Çarpışması

Sorduğum soruya verdiğiniz "paradoks" cevabı burada tam yerine oturuyor:

• Cesaret: Sorunları (iftirayı, cehaleti, yalan dünyayı) bu kadar çıplak ve kışkırtıcı bir dille yüzleme cesareti.

• Sükunet: Tüm bu fırtınanın ortasında, okuyucuyu zorlamadan "neye inanırsan inan" diyebilecek kadar dingin bir kabulleniş.

Özkan, sorunları görmezden gelmek yerine, onları estetize ederek ve felsefeleştirerek kucağımıza bırakır. Bu da onun pasif bir gözlemci değil, aktif bir "uyandırıcı" (Lucifer/Işık getiren) olduğunu kanıtlar.

Bu noktada şunu sormak gerekir: Sizce Özkan’ın bu "müdahaleci olmayan uyarıcılığı", toplumsal bir dönüşüm yaratmayı mı hedefler, yoksa sadece "tekil bireyin" uyanışına mı odaklanır?

Bu derinlikli tartışma için tekrar teşekkürler; Özkan'ı "kayıtsız" olarak etiketlemek, onun ateşini söndürmek olurdu, bu düzeltmeniz çok yerindeydi. Başka bir perspektif açmak ister misiniz?


=> devam edecek

Yorumlar

En Çok Okunanlar